Kitap geçen yaz (2020) çıkmıştı. Satışıyla reklamıyla falan hiç ilgilenemedim. Çünkü bir yandan pandemi, bir yandan da beynimin fokurdaması elimi kolumu bağlamıştı. Öyle aklıma gelir, ara ara hatırlatırım sosyal medyada. Nostalji severim ne de olsa.
Bu bir öykü kitabıdır evet.
Tamamen gerçek ve tamamen yaşanmış hikayelerin üzerine kurgulanmıştır.
Bir zamanlar, eşimden ve oğlumdan ayrı kaldım. O zamanlar öğretmendim. Ben atandım, eşim atanamadı.
Mektuplaşırdık çünkü telefonlar, MSN Messengerlar yetmiyordu.
O zamanlar Zoom, Instagram, Twitter ve Whatsapp yoktu. Yazma eylemim biraz da böyle başladı.
Yurtdışına çıktıkça da mektup yazdım. Bazen havaalanlarında. Bazen yollarda, bazen de otel odalarında.
Sonra da o mektupları bu formata çevirmeye başladım. Çünkü bir özelliği olmalıydı. Herkesin gördüğünü benim göstermeme ne gerek var? O zaman gözden kaçanları göstermeliydi. İşte tam da bu yüzden, zihninizi meşgul edecek mukayyet şeyler ya da şahıs, yer ve zamanlara çağrışım yapacak kelimeler bu kitapta yok. Okuyucu kendi zihninde istediği gibi ete kemiğe büründürebilsin diye.
Mektuplarda isim yok. Ülke yok, mekan yok. Karakterler belirgin ama kim(ler) oldukları sır. Bence öyle de kalmalı. Okuyucu o karakterleri kendi hayatında da görebilir. Karakterlerin üretimine gelince, bazen bir kişi iki farklı karakter oldu, bazen de çok farklı kişiler tek bir karakterde toplandı. O kısımda biraz hamur yoğurur gibi karışım yapmış olabilirim. O yüzden, kimin kim olduğu esrarını koruyacaktır. Bir bakıma, aslında görüneni eğip büktüm ki geriye görünmeyen kalsın.
Yazmayı bitireli de 5 yıl olmuştu ama işte geçen yaz (2020) bastırabildim. Dediğim gibi, hem pandemiye hem benim beyin kanamasına denk geldi. Kitabımı elime almam aylar sonrasıydı. Kadere bak. Bir süre yazdıklarımı okuyamadım bile.
Kitabımın kapağını da aylar sonra görebildim. Oğlum anlattı şöyle olmuş, böyle olmuş diye. Kapaktaki figür, istediğime çok çok yakın olmuş. Ne doğulu, ne batılı, ki çünkü zaten hem doğulu, hem batılı.
Kitabın yazarı olarak kendimi de çekip çıkardım aradan ama mektupların bir yazarı olmalıydı. Vekilharç karakteri tam da aradığım tipti.
Yaşadıklarımı esas alıp, bir kitap kurgulamıştım. Yazımı yıllar süren bir kitap.
Tek ve bir iddiası var:
"Vekilharçtan Mektuplar'ı okurken her ne hissediyorsanız, işte o gerçek!"